20 Kasım 2024 Çarşamba

Göğün Değdiği Yer




yağmuru geçince

hemen soldaki müebbet yokuş

emiyor topuk seslerini


uzun bekleyişlerin biriktiği lahit

dudak uçları

gülümsemeyi unutalı

bıçak sırtı çizgiler taşındı göz kenarlarına


yalnızlık tavını bulduğu saatte

sızar aralanan perdelerden

allak bullak fısıltılar


düşlerinden bağlanmak tarifsiz

ağlamalı kucağına sığınıp

ilerleyen alaca akşamın


ey bedenimi terk eden bilinç

nasıl ki

yere düştü çocuk saçlarım

sıçrayarak

uyandım boşluğa


yitirdi sözcükler masumiyetini


Sabiha İclal Tiryaki


Ayna İnsan Sayı 9 - 2013










28 Haziran 2020 Pazar

Suya Yürüyen Yaprak

serseri bir kelime geldi ilkin

mühürlendi yıkık şehirlerin dili

ayrık akşamlardan geriye kalan

hüzün makamı


güldün sen 

susuzlukta sükût

bir piyasa şarkısının gölgesinde 

özleyişti samira’nın siyah gözleri ve toprak

tut beni 

tutun bana


hangi adla seslenmeli ürkekçe saklanan 

tebessümüne

şakaklarından damlayan kan 

ömür çanağını doldurdu

kırmızı ruj rengiydi 

başını saran tülbendinde gördükleri 


damarları boşalmış mermer parçası 

belleğimize döşenen ustaca

tuzda yüzünün izi kaybolurken

denizin arsız kollarından 

usulca geçmişin küllerini savurduk 


düştü kalem  

yüreği aksak cümlenin derinliklerine

kusurlu bir şiir kitabını terk edip 

suya yürüdü yaprak



sabiha iclâl tiryaki

Şiar / Mart - Nisan 2020






12 Haziran 2020 Cuma

-dünya zehirli bir çengel-


dalında donup kalmış yaprak gibiyim
sırf içimde büyümesin diye küskünlük
ve masumiyet biraz uykuda kalsın diye

cadı kazanından boca edilen temmuz sağanağı aç
ölümünü tutuyorum akşam sefasının
nasıl bir devire düştük
Allah'ım
elleri tir tir titrerken duaların diğer tarafta
kalplerini yitirmiş modern zaman müritleri

her yarım hikâye bir bütün etmiyor
şehadete koşan çocuğun gözlerinden sekiyor
aynalara diğer yarımlar
kir pas içinde yasaktan kaçan sigara dumanları
şehrin üzerinde
ne beyoğlu' nun ara sokaklarında
ne de salacak' ta çalıyor aynı şarkılar

yaslandığım duvarlar bir nefeslikmiş
birer birer çöküşüne şahitlik etti sırtım
reçete aramak faydasız yalancı ağrılara ancak
sabahın lokma toplayıcıları ağartır
karanlığın yüzünü
kalbin pusulası kıbleye döndüğü vakit soyunur
alnımın çatında zamanın kiri

kırmızı çıtalının kaçıp gitmesini umursamadan
ve rüzgârın azizliğini
ölümden önce bir yerlerde
salâlar kesiyor aymazlığın çirkin sesini
çağın iniltilerine kulak kabartıyor tasavvur ettiklerim
ne zaman yağdı bunca yağmur.

Sabiha İclal Tiryaki

Temmuz Dergi / Sayı - 34, Ağustos 2019







16 Nisan 2019 Salı

Bin Yıllık Uykusuzluk


eğreti kapının fezlekesi


düşü delik yüreği kırık bu coğrafyanın
toprağı sıtma tutmuş
hikaye sürgün anlatıcıların ağzında
körpe sahillerde dağlar alabora
ölüme muhacir bedene kucak
genç bir adam

sesleniyor küflü geceye
tıfıl potin izleri
daha kaç çocuk hıçkıracak sütü kesik

benzi kurutan misketler soykırım
yanaklarında çocukların
kavlayan gözbebekleri tuz ağusu
tozun pusa boyun eğdiği akşam

çakmak çakmak bakışını gördüm yerkürenin
inleyerek ölümünü
güneşin dibe vurduğu yerde
münafık çağların üzerine kapanışını

kanırtıyorum boğazımdaki pençeyi
susku akıyor
bin yıllık uykusuzluk
üzeri çizildi hatırı sayılır zamanların
tut kolumu
irkileyim soluk saçlarından


Sabiha İclal Tiryaki

İtibar / Aralık 2017- Sayı 75



Dumanı Üzerinde Asrın Ortasından Geçen Beyaban



fecir vaktinden habersiz bir çağın
eşiğinden bildiriyorum dedi haberci
kayıp çocuğu arıyorlar
çamura bulanmış emzikten

kasveti akıntıda boğuyor
küçük kırmızı balık
dili mahfuz
meydan okuyor ürkütücü sessizliğe

göçmen kuş olma hayaliyle yanıp
tutuşurken küle dönen
sayısız enkaz var
dikine özgürleşen kulelerde

küresel ekranının arka yüzünde
bir türlü okuyamadığımız
parşömen sızısı
daha ne kadar izleriz
tükenmiş vicdanları aklamadan

baş aşağı çevirmeli keops’u
tüm taşların ağlama vaktidir
firar etmeli karanlık zamanın kıskacından

kırıldı günbalı kadehi


Sabiha İclal Tiryaki

Ayna İnsan / 2015 Yıl 4 - Sayı 16

Kim Sabaha Ulaştıracak Suyun Sesini



bitkin sessizlik akıtıyor lohusa yatağına
anaç öz suyunu
aç gözlü kurtçuklara karşı direniş
siyahın orta yerine haykırışım
hüzünler yama tutmuyor artık
yürümeli
yüzyılların kirli tırnaklarına inat

külleri savurduğum geçmiş
unutuşu belleğin
hecelerine ayrılmış yoksun bir gülüş
dökülmüştü taş yola
öğrendiğim:
parmak izi gizleniyor

günün alacasında sesimi örten
sari bir yalnızlık saklıymış içinde
sana kim dokundu
buluşalım el yazması bir kitabın
hırpalanışında
kaçırdığımız kaç sabahın şifresi var
kırılmış

soluğu kılavuz çizgisi tan  yerinin
vakit dar

Sabiha İclal Tiryaki

Ayna İnsan / 2015 Yıl 4 – Sayı 14



Göğün Değdiği Yer

yağmuru geçince hemen soldaki müebbet yokuş emiyor topuk seslerini uzun bekleyişlerin biriktiği lahit dudak uçları gülümsemeyi unutalı bıçak...